Untitled Document
Hava Durumu
ANKARA
ANKARA
ANKARA
ANKARA
ANKARA
En Çok Okunanlar
Msn Sözleri Nickleri

Yaşayan Bir Ölünün Aşk Hikayesi
Aşk Olmadan Bir Düşün..
Sevgiliye Son Mektup
Sevginize Önyargı Koymayın!
En Çok Yorumlananlar
Yaşayan Bir Ölünün Aşk Hikayesi

Aşk Olmadan Bir Düşün..
Sevgiliye Son Mektup
Sevginize Önyargı Koymayın!
Msn Sözleri Nickleri
Ali

Ali


Mavi köpüklerle bezeli bir rüzgâr saçlarını dalgalandırdı. Otuz yıl önce uğur sayarak boynuna taktığı deniz kabuğunu hâlen bir muska taşıyor, kararsız kaldığı zamanlarda sağ elinin işaret ve başparmakları ile tutup yavaş yavaş okşayarak derinlere dalar, bir adım ötesinde her ne varsa bir noktaya ak bakışları kilitlenir, saatlerce kımıldamadan dururdu. Yaşı kırk beş olmalıydı. Ama Saçlarının tamamı, sakallarının da tamamına yakındı apaktı. Atının üzerinde doğruldu. Esmer yüzüne bir resim gibi oturmuş, tam ortasına yerleşmiş siyah gözbebeklerinin etrafındaki beyaz bir yuvarlaktan oluşan hafif çekik gözlerini kıstı. “Bir namaz vakti mesafede” diye tahmin ettiği siyah bir urgana benzeyen silik duman siluetinden anladı ki: Themiros, yakındadır. Durduğu yer yüksekçe bir ağaçlığın tam çıkış noktasıydı. Aşağıda kimsecikler yoktu. Muhtemelen Themiros da boşalmış, hemen herkes büyük yerleşim yerlerine kaçmıştı. Doğu Roma devriyeleri hariç…
- “Duman onların sanırım.” dedi ufka bakarak.
Ak gözlerini tekrar aşağıya çevirdi. Bindiği kara at masallarda fırlamış gibiydi. Kara yeleleri rüzgârla yarışıyordu. Gümüş eyerleri doğan güneşim kızıldan sarıya çalan ışıklarıyla al yanıyor, parıltısıyla süvarinin gizlenmesini engelliyordu artık. Kuyruğu tam orta yerinden ikiye katlanarak kuyruk sokumuna yakın bir yerden başlanmıştı. Alnı da dâhil olmak üzere tüm başı gümüş bir zırh ile kapatılmıştı. Kulakları, gözleri ve ak köpüklerle dolu ağzından başka bir yeri açıkta değildi. Sağrıları ışıl ışıldı. Bacaklarının diz kapağından aşağısı çok zayıf, yukarısı çok adaleliydi. Bu bir Türkistan atıydı. Sanırım asil bir soydan geliyor, kızıla çalan gözleriyle her an savaşa hazır gibi bakıyordu. Sanki süvarisi değil de, o savaşacaktı. Yelelerinde dolaşan kımıltının rüzgâr olmadığını anladı. Tepesine doğru sivrilen miğferi, kılıç ve ok kesiklerinden okunamayacak haldeki bir yazıyla süslenmişti. Üstüne vücut hatlarına benzetilen bir zırh giymişti. Omuzlukları ve kollarından yukarıya doğru uzanan süsler, eriyen kurşun nasıl suya dökülünce iğne iğne olur, işte öyle bir görünümde idi. Her birisi birbirinden farklı uzunluktaki sivri nesneler oturtulmuştu zırhın üzerine. Toprak rengi işliğinin kol ağızları büzülmemiş, serbest bırakılmıştı. Aynen, bu giyimle bir ordunun içinde değil de Roma toprağında serbest dolaşmayı tercih eden sahibi gibiydi giyimi ve atı. Ak bir bilgeyi andıran başını önce havaya kaldırdı. Gökyüzünün tam tepesine gelen noktasına baktı ve ak gözleri öfkeden deliye dönmüş bir halde aşağıya devirdi. Onu tanıyan herkes bu halinden ürkmüştü her zaman. Onu böyle gören yabancılar “İşte! Türklerde de kara şövalye var.” demekten kendini alamıyordu. Simos Dağlarının batıya devrilen tarafında ormanın üst sınırını oluşturan bir noktadan aşağıya bakıyordu. Aşağıda yer alan hafif düzlük alan epey genişti. Düzlüğün tam ortasında eskiden daha genişmiş izlenimini veren ve derin olduğu anlaşılan bir göl vardı. Çevresini ayın etrafını saran hale gibi çevrelemiş çayırın göle yakın kısımları sarıçiçeklerle bezenmiş, gölden uzaklarda tek tük gelincik çiçekleri vardı. Çayırın etrafını balta artığı gibi duran boyu minare gibi, yaşı asırlık çam ağaçları çevirmişti. Doğuya bakan yamaçlarında halen öbek öbek kar duruyordu. Aşağılarda ekin bildiğini düşündü bir an. Sonra kendi kendine konuştu yeniden:
- “Bu kar kurtlanır, erimez.”
Ümidi neydi? Beklentisi neydi? Aradığı neydi? Şimdiye kadar çok şey bulmuştu. Para, kadın, güç, iktidar… Ama hepsinden vazgeçmişti. Neden? Bu soruları her gün yüzlerce defa kendine soruyor ve bir cevap alamıyordu.
Atını üzengiledi. Yavaş yavaş çürük topraktan kayarak indi aşağıya. Toprak altında binlerce yay varmış ta esniyormuş gibi hareket ediyordu. Altı tamamen su gibiydi. Daha fazla ilerlemeye çekindi. Az ilerde gölü besleyen bir dere gördü. Oraya yöneldi. Atının sağ terkisine asılı bir heybeye uzandı. Atı susamamış gibiydi. İsteksiz yürüyordu sanki suya. Öfkelenmiş, huysuzlanmıştı.



Tarih:2008-09-21         Hit: 45
Günün Resmi
Yorum Sizin

Son Eklenen Resimler
aşk aşk aşk
Yorum Sizin
GüzeLLik
Norvec
Fransa`da Bir Mekan
Son Eklenen Videolar
Iletisim | Hakkimizda | Anasayfam Yap | Sik Kullanilanlara Ekle
Güzel Sözler; İnsanlar güzel söze tutkundur. öteki sözler unutulup gittiği halde güzel sözler insan belleğinde yer etmiş; zamanla her biri bir atasözü olmuştur. İnsanlar güzel sözler söylemeye devam ettikleri için atasözleri dışında da pek çok güzel sözler türemiştir ve türemeye devam etmektedir. Bu Sözler dilden dile dolaşmakta kimi iş yerlerinde duvarlara asılmakta kimi zamanda sözü cuk diye oturtmak için kullanılmaktadır ;). Ben bu sitede güzel sözlerin en alengirliler inden yeri geldikçe kullanmanızı dilediğim bir güzel söz arşivi sunuyorum. Güzel Sözler iyi kullanıldığında Sevgiliye verilen bir çiçek kadar değerlidir. SevdaCafem.Com Yeni Yayın dönemine başlamıştır!